OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA HAMAMLAR

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA HAMAMLAR

Hamam, Arapça “ısıtmak, sıcak olmak” anlamındaki “hamm” kökünden gelir. Osmanlı’da hamam olarak kullanılmıştır. Günümüzde de yaygın olarak kullanılmakta, ancak Anadolu’nun bazı yörelerinde “sıcak” ya da “sıcaklık” denmektedir.

Osmanlı’da hamam aslında Roma İmparatorluğu’nun devamı olan Bizans’tan devralıp geliştirdiği topluca yıkanma kültürünün bir yansımasıdır. Tarih boyunca yaşanan kültürler arası etkileşim ve aktarım ile Türk uygarlığında kabul gören toplu yıkanma geleneği mimarimize hamam yapılarını armağan etmiş, zamanla Osmanlı’nın hayal gücü ve yaratıcılığı, soyut ve somut anlamda “Türk Hamamı” tanımını hak eden, tamamen özgün bir ürün yaratmıştır.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yeri ve yüzyıl boyunca başkenti olan Bursa, aynı zamanda Osmanlı hamam geleneğinin ilk oluşumlarının yaşandığı ve bir bakıma şekillendiği kenttir. Evliya Çelebi’ye “Elhasıl Bursa sudan ibarettir” dedirten bu su zengini kentte; I.Murat, 1326 da Bursa’yı aldığında eski bir kaplıcayı Bizans’lı mimara restore ettirerek hamam olarak hizmete açmıştır. Eski-Yeni Hamam adıyla bilinen bu hamam Bursa’da halen çalışmaktadır.

Fatih Sultan Mehmet, fetihten sonra İstanbul’a 5’i büyük olmak üzere toplam 19 hamam yaptırdı. İstanbul’a ilk yaptırdığı hamam Irgat Hamamı adıyla bilinirdi. Evliya Çelebi’ye göre Azepler Hamamı Azep askerlerine, Kazlıçeşme Hamamı dericilere, Alaca Hamamı delilere, Balat Arabacılar Hamamı sazendelere, Balat Çavuş Hamamı hanendelere, Arpa Emini Hamamı arpacılara, Arslan Ağa Hamamı avcılara, Atmeydanı Hamamı süvarilere, Balyos Hamamı balyoslara (Venedik elçisi) , Karaköy Kapısı Hamamı orakçılara, Beykoz Hamamı ceviz bekçilerine,Eyüp Hamamı hastalara,Bülbülderesi Hamamı müezzinlere, Büyük Kovacılar Hamamı şatırlara, Çengelköy Hamamı hırsızlara, Çıfıt Sokağı Hamamı Yahudilere, tersane Hamamı kaptanlara, Büyük Çuku Hamam dinsizlere, Kağıthane Hamamı kağıtçılara, Emir Hekimpaşa Hamamı hekimlere, Fenerkapısı Hamamı Rumlara, Fındıklı Hamamı Lazlara, Hacı Paşa Hamamı hacılara, Haydar Paşa Hamamı dervişlere, Macuncu Hamamı doktorlara, Mihrimah Sultan Hamamı Arnavutlara, Piyale Paşa Hamamı sarhoşlara, Sofular Hamamı sofulara, Tarabya Hamamı içki içenlere, Tasvirli Hamam oyunbazlara, yaros Kalesi Hamamı papazlara, Zal paşa Hamamı hocalara ayrılmıştır ya da ayrılmalıdır. Mehmet Nermi Haskan tarafından 1995 te yayımlanan İstanbul Hamamları adlı çalışmada 237 hamamla ilgili bilgi verilmiştir. Ancak bu sayı halka açık çarşı hamamlarına aittir. saray, konak ve yalılarda bulunan küçük özel hamamlar buna dahil değildir. Osmanlı, başkent İstanbul dışında geniş coğrafyada hamam ve kaplıcalar yapmıştır. Osmanlı mimarisine ait en batıdaki hamam kalıntısı Macaristan’ın Peçuy şehrindedir. Osmanlı’da hamamlar, külliye denilen ve bir bütünlük arzeden cami, imaret, kütüphane medrese gibi yapıların yanında yapıldığı gibi tek olarak da inşa edilmişlerdi. 16. yy ın serveti ve inşa ettirdiği vakıf binaları ile meşhur sadrazamı Rüstem Paşa çeşitli kentlerde 32 hamam yaptırmıştı. İstanbul’da ancak 19. yy ikinci yarısından itibaren özel mülk olarak hamam yapılmaya başlanmıştır. Hamamlar özel mülkiyete geçtiken sonra, vakıf dönemindeki bazı özellikler bozularak sürdürülmüştür. Örneğin, vakıf zamanında yoksul, düşkün, fakir, yolcu ve askerler bedelsiz ya da indirimli yıkanabilirken, özel mülk hamalarında bu geleneğe uyulmayıp “su yok veya soğuk” bahanesiyle yıkanmak isteyenlerin geri çevrildiği yahut kötü hizmet gördükleri anlatılır ve yerel tönetimlere şikayet edilir. Ya da bir kuruma veya o kurumun ilgililerine hizmet için açılmış hamamlar sonra bu kurumların denetiminden çıkarak çarşı hamamı halini aldığı görülmüştür. Şehzadebaşı’nda kapanan Acemoğlu Hamamı buna bir örnektir. Yeniçeri Ocağı’nın Acemi Oğlanlar kışlasının eklentisi olarak inşa edilen hamam, Yeniçeri Ocağı kaldırıldıktan sonra da işlevini sürdürmüştür. Hamam inşa ettirecek kişiler önce, hamamda kullanılacak suyu bularak şehre getirmekle yükümlü idiler.  Hamamın yapımı dolayısıyla şehir suyuna katkıda bulunduktan sonra, her hamamın tapusuna, ölçü olarak “masura” cinsinden kullanabileceği su miktarı yazılırdı. Bir masura su 14.5 metrküptü ve bir hamam günde yaklaşık 1,5 – 2 masura su tüketirdi. Osmanlı hamamlarında yüzyıllar boyu odun yakılmıştır. Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde çok sayıda hamama ev sahipliğ yapmış Anadolu’da geniş ormanlık alanların yok olmasının altında bu neden yatıyor olabilir. II.Abdülhamit’in döneminde toplatılan yayınların yakılması için Çemberlitaş Hamamı külhanının kullanıldığı bilinir. Osmanlı döneminde su ve odun tüketimi inanılmaz ölçüde artınca önlemler alınmış, 18. yy da yayınlanan bir padişah fermanı ile İstanbul’da yeni hamam yapılmasının önüne geçilmiştir. Hamamlarda günümüzde yaygın olarak odun ve talaş, istisnai olarak da doğalgaz ve mazot kullanılmaktadır.

Türk Hamamı – Orhan Yılmazkaya

Bursa Hamamları – Elif Şehitoğlu

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *